24 Ağu 2015

TÜRKİYE VE ORTA DOĞU’DA İNŞAAT SEKTÖRÜ ANALİZ RAPORU

0 Yorum

HAZIRLAYANLAR:

GÖZDE OTLU
Araştırma Uzmanı

ÖZKAN UZEL
Sorumlu Bağımsız Denetçi & Mali Müşavir

GİRİŞ

Türkiye ve Orta Doğu, hem birbirleri hem de uluslararası arenadaki kilit aktörler için kendi bölgelerinde stratejik öneme sahip iki bölgedir ve git gide gelişmekte ve büyümekte olan inşaat sektörü açısından büyük yatırımlara ev sahipliği yapabilecek potansiyeli barındırmaktadır. İnşaat taahhüt ve özel inşaat işleri, geçmişten günümüze kârlı bir yatırım sektörü olmakla beraber, dünyada değişen ekonomik, sosyal, çevresel, bölgesel ve hatta küresel dinamiklerle zaman zaman duraksamaya girmiş olsa da, genellikle bir talebe ve dolayısıyla yatırımcılara sahiptir. Ancak son birkaç yılın gelişmelerine ve önümüzdeki örneklere baktığımızda, inşaat sektörü her zaman değeri artarak kazandırsa da, bazı durumlarda yatırımcısını şüpheye de düşürmektedir. Tüm bunlara rağmen, bahsedilen bu iki bölgede devamlı olarak gelişmekte olan bir inşaat sektörü görmekteyiz. Buna göre bu makalenin amacı, Türkiye’deki ve Orta Doğu’daki inşaat sektörlerini ve faaliyet gösteren aktörlerin geçmiş ve mevcut durumlarını inceleyerek, nedenleriyle yatırım bölgelerinin sürdürülebilirliği ve sektörün geleceği açısından olası durumlarla ilgili verilerle desteklenen öngörülerde bulunmaktır.

Bu makalenin yazımında Türkiye Müteahhitler Birliği’nin yayınladığı raporlar, gazetelerde ve internette yayınlanan makaleler ve İstanbul Ticaret Odası, İpekyolu Kalkınma Ajansı, Yapı-Endüstri Merkezi, AECOM ve PwC gibi ajans ve kuruluşların çalışma raporlarından ve yayınlarından faydalanılmıştır.

1. TÜRKİYE’DE İNŞAAT SEKTÖRÜ

a. Geçmişten Günümüze Türk İnşaat Sektörü

Yapılan yatırım ve sağlanan istihdamlarla ekonominin lokomotifi olarak adlandırılan inşaat sektörünün temelleri, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren demiryolu hatlarının yapımıyla başlamış, 1972’de Libya’da Trablus limanının inşaatını üstlenilmesiyle yurt dışına açılmıştır ve sektör, inşaat malzemesi ihracatı ve yurtdışı müteahhitlik yetkinliğiyle uluslararası pazarda yüksek bir rekabet gücüne sahiptir. 2000’li yıllarda ekonominin önemli yapı taşlarından olan ve rekabet gücümüzün önemli bir simgesi olan Türk inşaat sektörü için üç kişilik bilim adamları grubunun 2004 yılında TMB için hazırladığı İnşaat Sektörü Stratejik Planı’na göre, “Kişi başına milli geliri Türkiye kadar olan hiçbir ülkede, rekabet gücü Türk inşaat sektörününki kadar yüksek bir inşaat sektörü bulunmamaktadır.” (TMB, 2011)

Yurtiçinde stratejik yatırımlardan biri olan inşaat sektöründe 2002-2006 döneminde bir büyümeye gidilse de, 2007’den itibaren etkisini hissettiren 2008 küresel ekonomik kriz yüzünden faaliyetler yavaşlamış ve 2009 yılı sonuna kadar sektör küçülmeye gitmiştir. İnşaat-taahhüt sektörünün yurtiçinde kendini yeniden toparlaması ise 2010 yılının ilk yarısının sonlarını bulurken, yurtdışı iş olanakları küresel krizden yurtiçindeki kadar etkilenmemiş, uluslararası pazardaki payı küçülmesi az bir miktar olmuştur. 2010 yılı ortalarında ise 170 milyar doları aşan iç hacmiyle 83 ülkeye yayılan Türk inşaat sektörü, Engineering News Record dergisinin her yıl yayınladığı “Dünyanın En Büyük 225 Uluslararası Müteahhidi” listesinde 33 firma ile yer almış ve bu sayı ile müteahhitlik konusunda dünyada Çin’den sonra ikinci konumda bulunmuştur. (Özorhon, 2012)

İnşaat sektöründe belli dönemlerde ortaya çıkan değişikliklerden bahsedilenlerin bazıları çevresel koşullara bağlı olsa da, sektörün sahip olduğu ihale ve yapım süreçlerinin yönetimi, mesleki yetkinlik denetimi eksikliğine ve teminat mektubu maliyetlerinin yüksekliği gibi yapısal sorunlar da büyük önem teşkil etmektedir. (TMB, 2011) Yurtdışında çeşitli başarılar elde edilir, kaliteli alt ve üstyapılar üretilirken; ülkemizde niteliksiz çoğunluk dolayısıyla oluşan düşük fiyatlara tamah ederek rekabet etmek zorunda kalan inşaat sektörü mensupları, büyük ekonomik kayıpların ve haksız rekabetin yanı sıra itibar kaybından da nasibini almak zorunda kalmaktadır. (TMB, 2011)

İnşaat sektörünün genel olarak amacı, bölgesinde lider olan Türk Müteahhitliği markasını dünyada da oluşturmaktır. Genel olarak hedefleri ise:

• Yurtiçi cirosunu GSMH’nin %6’sına, büyümenin ise %5’ine ve yurtdışı cirolarını da ihracat hedeflerinin %20’sine taşımak
• Kayıtlı istihdamı çalışan nüfusun %12’sine çıkarmak
• Cirosu 1 milyar ABD dolarının üzerinde olan Türk şirketlerinin sayısını arttırmak
• Kârın minimum %1’ini AR-GE harcamalarına ayırarak yüksek katma değerli, ileri teknolojiye sahip yenilikçi ve doğal kaynakları verimli kullanan projelere yönelerek bu projelerin toplam işler içerisindeki payını minimum %30’a getirmek
• Gelişmiş ülke pazarlarında yer alabilmek
• Profesyonelleşerek kurumsallaşma yolunda ilerlerken uluslararası kurumların denetimi için şeffaf bir mali yapı hale gelmek, şirket yönetiminde uluslararası standartları yakalamak ve Türk inşaat şirketlerinin halka açılımını sağlamak
• Dünyanın en büyük inşaat firmaları listesinde birçok firmayla yer almak
• Yurtdışı kazanımlarının 3 katı oranda Türkiye’ye dönüşünü sağlamak;
• Güncel finans modelleri kullanarak önceden belirlenmiş süreler içinde proje büyüklüklerini arttırmak. (TMB, 2011)

Gelişen ve kendini yenileyen her alan gibi, inşaat sektörünün de yeni pazarlara açılabilmesi için yenilikçilik ve sürdürülebilirlik çerçevesinde ilerlemesi, risk ve fırsatları anlayarak işlem ve hizmet süreçlerini bu doğrultuda gerçekleştirmesi gerekmektedir. (Talu, 2013) Genellikle inşaat alanında özel sektörün ağırlığı hissedildiği için sürdürülebilirliğin ekonomik boyutu daha ön planda olsa da, kalkınmanın temel prensipleri doğrultusunda farkındalığı arttırmayı hedeflemesi gereken inşaat sektörü, ulusal ve uluslararası iş dünyasının standartlarına ulaşarak rekabetçiliğini arttırmalıdır. (Talu, 2013) Küreselleşmesi ve kurumsallaşması için markalaşmaya ve gelişmeye ihtiyacı olan Türk inşaat sektörünün gelişip bir dünya markası haline gelebilmesi için iyi bir bankacılık sistemi kurulmalı, bu sayede şirketlerin projeler üreterek onları daha kaliteli yapmasının sağlanmalıdır. (Milliyet, 2014) Türk şirketleri dünyadaki iyi projelere müteahhitlik veya taşeronluk yaparak yabancı mimarların projelerini hayata geçirirken; bunu değiştirmek adına önemli projeler üretmeye başlamış, ancak iyi mimarlarının kaliteli projeleri, proje kredilenme altyapısının ve projeleri destekleyecek bankacılık sisteminin gelişmemiş olması yüzünden yüksek maliyet sorunlarına takılmıştır. Masrafların öz sermayeden veya kısa vadeli banka kredilerinden karşılanması yerine, projelerin finansman sorununa bir çözüm bulunmalı ve projeler için alınan kredilerin ödemeleri uzun zamana yayılmalıdır; böylece gelecek 5 yıl içinde markalaşan Türk şirketleri uluslararası pazarda itibar kazanacaktır. (Milliyet, 2014)

b. Mevcut Durum

2008 ekonomik krizinin ardından gelişmiş ülkelerin inşaat sektörlerinde durgunluk yaşanırken, tıpkı ekonomik büyüme alanında olduğu gibi bu sektördeki büyüme gelişmekte olan ülkelerde görülmüştür ve gelecek tahminleri açısından inşaat sektörü hacminin büyük bir kısmının da yine gelişmekte olan ülkelere kayacağı hesaplanmaktadır. (Yülek, 2010) “Küresel İnşaat 2020” raporuna göre de, inşaat ihracatı konusunda zaten 1. sıraya oturmuş olan ve inşaat piyasasının tahmini olarak 2018 yılında ABD’yi geçmesi öngörülen Çin’in büyümesinin 2014 yılında ivme kaybetmesi; Türkiye’nin en önemli ihracat pazarlarından olan ve yurtdışı müteahhitlik hizmetleri açısından da büyük öneme sahip olan Rusya’nın ise 2015 yılında %3-4 daralmayla sert bir resesyona girmesinin beklenmesiyle küresel ekonomi konusunda büyük endişeler ortaya çıkmıştır. (TMB, 2015)

2015 yılının ekonomik ve siyasi gelişmelerine baktığımızda, global seviyede artan risk unsurları ekonomik istikrarı ve dolayısıyla da yatırımları tehlike altına attığından uluslararası çevrelerde baskın olan anlayış belirsizlik ve temkindir. Bunun yanı sıra, uluslararası finansal piyasalarda ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerinde görülen aşırı dalgalanma sonucu ortaya çıkan yükselen küresel faiz oranları, ülkelerdeki faiz oranlarını da etkileyerek (TMB, 2015) yatırımlara büyük bir darbe vurmaktadır. Durum böyle olunca, büyük yatırımların olmazsa olmazı olan krediler de riskli duruma düşmekte ve yukarıda da bahsettiğimiz gibi, inşaat sektörünün gelişimi için gerekli olan unsur risk altına girmektedir.

2010 yılında en çok büyümenin beklendiği gelişmekte olan ülkelerin, 2014-2015 yıllarında değişmekte olan dünya dinamikleri, siyasi gelişmeler ve bunların sonucunda ortaya çıkan ekonomik zorluklar sonucunda büyümeleri beklenenin altında kalmış, hatta resesyona giren ülkelerin olması sonucunda, (TMB, 2015) inşaat sektöründe de belirli risk unsurları oluşmuştur. Gelecek on yıl içerisinde gelişmekte olan ülkelerde altyapı alanında toplamda %128 oranında bir büyüme beklenirken, (Yülek, 2010) son yıllarda yaşananlarla gelişmekte olan ülkeler ekonomik açıdan zorluğa düşmüş ve yatırım konusunda risk taşıyan bölgelerde durgunluk görülmüştür. Hatta henüz kesin bir tarihi olmamakla beraber ABD Merkez Bankası’nın (FED) değiştirmeyi planladığı “sıfıra yakın faiz” politikasının uluslararası finansal piyasalarda yaratacağı dalga etkisiyle, bu değişiklikten en çok gelişmekte olan ülkelerin büyümelerinin olumsuz anlamda etkileneceği tahmin edilmektedir. (TMB, 2015)

Türkiye ekonomisinde 2010 ve 2011 yıllarında %9.2 ve %8.8 olan yüksek büyüme performansı 2012 yılında keskin bir düşüşle %2.1’e gerilemiş ve 2013 yılında biraz ivme kazanarak %4.2’ye yükselmişse de; 2014 yılında Türkiye ekonomisi, yatırım harcamalarındaki zayıf seyir ve son çeyrek itibariyle net ihracatın GSYH’ye katkısının negatife dönmesi sonucunda %2.9 ile Orta Vadeli Program’da öngörülen %3.3’lük oranın da altında büyümüştür. (TMB, 2015) Ekonominin genel gidişatı açısından lokomotif bir sektör konumunda olan inşaat sektörü ise 2013 yılının üçüncü çeyreğinden beri ivme kaybetmiş, 2014 yılının son çeyreğinde 8 dönemden bu yana ilk kez daralmış ve büyümesi %2.2 ile sınırlı kalmıştır. (TMB, 2015) Bu gelişmelerin yanı sıra, 2014 yılının ilk 9 ayında yavaşlayan kamu inşaat harcamaları anca %0.2’lik bir büyümeye giderken, inşaat sektörünün büyümesine öncülük eden özel sektörün harcamalarının artmasının sebebi konut inşaatları, kentsel dönüşüm projeleri ve artan yatırım risklerine rağmen yabancılara satış mütekabiliyetinin olumlu sonuçlanmasıdır. (YEM, 2015) Bu açıdan bakıldığında, inşaat sektörü küresel krizden beri ilk defa GSYH’ye düşürücü yönde etkide bulunmuştur ve 2015’te de inşaat sektöründe ekonomiye paralel ve yatay bir seyir beklenmektedir. (TMB, 2015)

c. Öngörüler

Dünyada ve Türkiye’de inşaat sektörünü etkileyen ekonomik konjonktür iyileşme yaşadığında inşaat sektörü ondan daha hızlı bir büyüme, düşüş yaşadığında da yine ondan daha hızlı bir küçülmeye gittiğinden; inşaat sektörü 2000’li yıllardan beri dalgalanma yaşamaktadır ve 2010-2011 ve 2013 yıllarında yakalanan büyüme ivmesi, 2012 ve 2014 yıllarındaki durgunluk ve dolayısıyla da azalan kamu inşaat yatırımları sebebiyle hızını kaybetmiştir. (TMB, 2015) Buna karşılık 2014 yılında %9,4 artan özel sektör inşaat yatırımlarıyla beraber, Kamu-Özel Sektör İşbirliği modeliyle gerçekleştirilen 3. köprü, 3. havalimanı, İstanbul Finans Merkezi, Avrasya Tüneli ve Gebze-İzmir Otoyolu gibi büyük ölçekli altyapı proje ve yatırımlarının inşaatları devam etmekte ve gelecekte de liman, hızlı tren, metro ve otoyol projeleri kapsamında devam etmesi öngörülmektedir. (TMB, 2015) Seçim öncesindeki belirsizliğin yerini seçim sonrası politik istikrara bırakması durumunda ve kentsel dönüşüm projelerinin sürekliliğinin devam etmesiyle ekonomik denge kurulacak ve bu denge de iç piyasaya ve inşaat sektörüne yeniden ivme kazandıracaktır. İç piyasada inşaat sektörü açısından daha olumlu konuşan ve kurulacak hükümetin konut yatırımları ve yapı sektöründeki büyümeleri teşvik edeceğini ve inşaatı süren projelerin bitirilmesini destekleyeceğini belirten ekonomistler, aynı olumlu yorumu büyük ölçekli yatırımlar için yapamamaktadır. Bunun sebebi ise dolar/TL kurundaki artış, kur riski, piyasa durgunluğu gibi tüm dünyayı etkileyen ekonomik gelişmeler, ülke risk primlerinin artışı, bölgesel olaylar ve benzeri durumlardır. (TMB, 2015)

Uluslararası Para Fonu (IMF), ABD hariç olmak üzere, büyüme tahminlerinde yaptığı aşağı yönlü revizyona gerekçe olarak Çin, Rusya ve Japonya ekonomilerindeki zayıf ekonomik görünüm ile bazı büyük petrol ihracatçısı ülkelere yönelik bozulan beklentileri göstermiştir. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ise, 18 Mart 2015 tarihli raporunda dünyanın büyük ekonomilerindeki iyileşen büyüme beklentilerine yoğunlaşarak, buna rağmen daha fazla reformun gerekliliğine dikkat çekmiştir. (TMB, 2015)

Bulunduğumuz coğrafyada ve dünyada yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmelere rağmen, bir firma sahibinin öngörüsüne göre (Milliyet, 2014) sorunlu bölgelerden çıkan para ve dolayısıyla yabancı yatırımlar için Türkiye “güvenli bir liman” olarak görülmekte ve inşaat sektörünün geleceğinin aydınlık olması tahmin edilmektedir. Ancak, çok başarılı projeler Türk firmalarının uluslararası bankalardan aldığı kredilerle finanse edilse de, Türkiye coğrafyası inşaat yatırımı için oldukça elverişli olsa da, Türk ve yabancı yatırımcılar bir araya gelerek büyük projelere imza atsa da; mevcut durumda sağlanamayan siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, FED’in faiz artırımı beklentisi, ülkelerde yaşanan resesyon gibi sebepler, özel sektörde faaliyet gösteren yatırımcıyı, hatta ev almak isteyenleri ya da küçük yatırımcıları dahi, korkutmaktadır. Bu sebeple, koşullar değişene ya da risk faktörü düşene kadar büyük yatırımların ertelenebileceği öngörülmektedir.

Bu raporun yazımı sırasında yaptığımız araştırmalara ve görüşmelere göre, üstyapı kapsamında kamu ihaleleri alanında faaliyet gösteren bir firmanın sahibi, sosyal kazançlar, çevre edinme ve piyasayı tanıma açısından inşaat sektörünü olumlu bulsa ve faaliyet gösterdikleri 14 yıl içinde para kullanımı, iş sistemi hataları gibi konularda ders alarak bu hatalara karşı önlemler almış olsa da; devlette iş yapanların zor durumda kalarak zarar edebildiğini belirtiyor. Bunun sebebi ise eski ihale kanununa göre iş yapılırken devletten alınan para yapılan işten ve hak edilenden daha fazlaydı ve dolayısıyla devletin bu konuda önlem alması sonucunda firmalar eski gelenekten kurtulamadı ve zarar etti, birçok firma iflas etti. Sadece devlet ihalesi alan firmaların bir tek bu işlerle ayakta duramayacağını belirten firma sahibi, sabit ve nakit geliri sağlayan yan iş kollarına yönelmeyi düşünmektedir. Bu alanları ise gelecek 5 yıl için petrol/benzinlik, otel ya da restoran gibi yan iş kollarının altyapı planları olarak belirlemiştir. Sektörün zorlukları açısından tespitleri şu şekildedir: finans ve devlet bakımından, devletin hazırladığı ödeme planına uyma zorunluluğu olduğundan, örneğin yap-sat konut işlerinde satış fiyatı istenilen miktarlarda belirlenirken, ücret devlette sabit olduğundan para kazanma zorluğu oluşmaktadır. Taşeron ve işçi bakımından, sektörde hayati önem taşıyan işlerde çalıştırılanların burada çalışmak için yeterli teknik birikime sahip olmadığını düşünen yetkili, bu durumun iş güvenliğini, finansı ve zaman yönetimini etkilediğini belirtiyor. Eğitimli eleman alınabilir ancak elemanın maliyetine bakılmaksızın devletin verdiği ücret sabit olduğundan bunun bedeli devletten alınamıyor. Proje bakımından, imalat zorluğu olmadığını belirten yetkili, devletin çıkardığı ve çizdiği projelerde bazı hataların olabildiğini bu sebeple yapılan düzeltmelerin zaman ve para kaybettirdiğini belirtmiştir. Firmanın 2016 beklentileri ve amacı, yan iş kollarının altyapısını oluşturarak toplam şirket cirosunu 20 milyon TL’ye ulaştırmaktır.

İnşaat kısmı biraz daha geride kalan ve daha çok inşaat malzemeleri imalatı, makine/endüstriyel tesis taahhüdü, medikal imalat, gayrimenkul yatırımı gibi alanlarda faaliyet gösteren bir şirketler grubu yöneticisine göre sektörde arz fazlalığı olmasına rağmen İspanya veya Yunanistan gibi bir şişme olmadığından piyasa bunu zamanla kaldırabilecek durumdadır ve konut üretmek her zaman bir ihtiyaç olduğunda ertelenebilir ama tamamen durdurulamaz durumdadır. Sektöre olumlu bakan yetkili, sektörde çeşitli mevsimsel dalgalanmalar olsa da işin düşmeyeceğine inanmaktadır. Geçmişte devlet ihaleleri alanında proje yapan şirketler grubu son 10-15 senedir bu alana girmese de, makine taahhüt işlerinde zaman zaman orta veya küçük ölçekli ihalelerle projeler yapıyor ve makine taahhüt alanının uzmanlık ve yeterlilikler gerektirmesi sebebiyle, teknik imkânlar ve fiyatlar değerlendirilmesiyle bazı kamu kuruluşları veya iştirakleriyle teklifle ya da davet usulü çalışmaktadır. Sektör problemlerini değerlendiren yetkiliye göre, taşeron alanında sezonluk işçi çalıştırma problemleri, finans alanında maliyetlerin çok fazla olması, görünmeyen veya tahmin edilemeyecek giderler çıkabilmesi, mevzuat alanında da SGK, İŞKUR, imar planları, KDV ve vergi dilimlerinin çok hızlı değişmesi başlıca sorunlardır.

Faaliyet alanı hidroelektrik santral, baraj, yol, sulama işleri, katı atık depolama tesisi, su isale hattı projesi gibi altyapı işleri olan ve ticari faaliyet ya da işletme alış-satış gibi alanlarda bulunmayan bir başka inşaat firması yetkilisine göre, uğraşmakta olduğu işler teknik konularla ilgili olduğundan, karar verme problemi çok yaşanmıyor ve teknik doğrular sonucu problem olsa da çözüme ulaşılabiliyor. Projeler kendi özelinde farklı olduğundan ve zemin ve uğraşılan yerler farklı olduğundan tamamlanan bir proje sonraki projeler için örnek teşkil etmiyor. Firma yöneticisine göre sektör kısa vadede oldukça olumsuz, sorunlu ve iş yapılmak istenen bölgeler az gelişmiş olduğundan maddi kaynak sıkıntısı çekiliyor ve bunu gidermek için yurtdışı kredilerine veya kaynakları nakde çevirme işlemine gidiliyor. Dünyada da var olan finans sıkıntısının yanı sıra, altyapısı yapılacak ülkelerde güvenlik ve mali problemlerin olması yurtdışı yatırımları sekteye uğratıyor. Eğer orta vadede yurtdışı için bunların çözülüp ülkenin atılıma geçmesi sağlanabilirse, yurtdışı rekabet artabilir. Ancak ürünler ve inşaat işleri birbirinden farklı olması sebebiyle test edilip önceden belirlenmesi zordur. Dolayısıyla kendi firması gibi işini pahalı ama düzgün yapanların sorun yaşadığını belirtiyor. Bunun yanı sıra kendi ülkemizdeki iç karışıklıklar, siyasi belirsizlik ve terör sorunları yurtiçi devlet ve özel sektör yatırımlarını yavaşlatıyor. Binalar ve yaşam alanlarının yapıldığı üst yapıda seçim şansının yüksek olmasıyla, müşteri bunları yapacaklar arasında kıyas yapabiliyor, ancak inşaat alanında seçim şansı düşük ve var olan işi alan firmanın işi yapamaması sonucunda idare tarafından bir yaptırım olmuyor, bu firma piyasada varlığını sürdürüyor ve idarenin yeni işlerini yapmaya devam ediyor. Kötü müteahhit ise ancak iflas ederse altyapı alanından eleniyor. Yol, kaldırım, su hatları altyapının devamı olduğundan kötü işçilik kötü sonuçlara sebep oluyor. Bu da vatandaşta müteahhit denince aynı taşeron kelimesi gibi kötü bir izlenim veriyor.

Aynı firma yöneticisi gelecek planlamasını çok uzun süreli yapmadığını belirterek, altyapı ihalelerine ve yurtdışında iş takip etmeye devam ederek makine ve finansal olarak devlet ihalelerinden uygun olanlar seçtiğini; belli ülkeleri gelişme potansiyelleri ve kaynaklarının durumuna bakılarak belirlediğini açıklıyor. Sektörün problemleri olarak da şu açıklamaları yapıyor: finans bakımından sektörde kaynak devlet olduğundan, ödemeler gecikirse finansmanı kendileri yapıyor ya da bankalardan kredi alınıyor. Bu finansal faaliyetler yük oluyor ve süreç uzadıkça yük artıyor. Ayrıca, yurtdışı işler için Türkiye’deki niyet mektupları kabul görmüyor. Bu da finansal yükü arttırıyor, bazı durumlarda ihale dışı kalmalarına sebep oluyor. Mesela Pakistan ile iyi ilişkileri var ama mektup buradan oradaki markaya aktarılmak istendiğinde, araya Asya bankaları sokulunca mektup bulunamıyor. Devlet açısından ise iş yapmak son yıllarda sorunlu; çok fazla teknik bilgili memur olmadığından iş başkasına aktarılıyor, sorumluluk almayan idareler yüzünden gecikmeler oluşuyor. Ödenekler yüksek olsa bile bir proje için zamanla yarışıldığından; 2 ay açık kalacak bir şantiyede personele para verme veya makineleri açık tutma 2 aylık yapılıyor ancak devlette proje yapılırken imzalar gerekiyor, kurumların şubeleri bu imzalar için bir üst makama başvuruyor, cevap gelmesi bekleniyor. Proje 2 ayda yapılacağına 5 ayda yapılıyor. Bunlar da şirketlerin üzerine hep yük oluyor ve bu tarz durumlar son dönemde daha da fazla oluyor. Taşeron bakımından çok sayıda alternatif olduğundan ve hepsi benzer işler yapan daha önce çalışılmış kişiler olduğundan, şirket yöneticisi en az sorunu burada görüyor. Ancak kendi çalışanı ve işçisi açısından ara eleman bulması konusunda zorlanılıyor. Ara eleman ücretleri artarken sayıları artmıyor, bu yüzden firmalar arası transfer yapılarak çalışılıyor. Yaz sezonu yapılması gereken inşaatta operatörlere tüm yıl iş verilemiyor, o yüzden bunlar da yıl boyu yapacakları harcamayı 5 ayda almak için yüksek ücret istiyorlar. Proje bakımından, firma büyüklüğü olarak daha fazla proje yürütülebilecekken bu sayının düşük olması dolayısıyla proje sayısı yetersiz bulunuyor. Firma olarak genel giderleri ve satın alınan makineleri değerlendirmek istiyorlar. Ülkede yapılan küçük parçalı işler tatmin etmiyor. Firma yetkilisine 2016 sektör beklentileri sorulduğunda, belirsizlik devam ettiğini söylüyor. Hükümetin kurulması/kurulmaması veya tekrar seçim yapılması/yapılmaması firmayı etkiliyor çünkü çalışılan kurumlardaki yönetici ve müdürler siyasetle iç içe çalıştıklarından her seçimde değişiyorlar, bu değişimlerle işler uzuyor. Yöneticinin şahsi beklentisi, bu durumun bir an önce düzelmesi, hükümetin kurulması ve iyi ya da kötü bir an önce karar almasıdır, böylece oluşan bu duruma göre şirket kendi pozisyonunu belirleyebilir duruma gelecektir.

2. ORTA DOĞU’DA İNŞAAT SEKTÖRÜ

Makalenin bu bölümünde, inşaat sektörünün yatırım hedefi olarak ele alınan Orta Doğu bölgesinin geçmiş koşulları, mevcut durumları, eksiklikleri ve artıları değerlendirilerek bölgenin yatırım potansiyeli ve alanları hakkında doğru tespitler yapılmaya ve Türk inşaat şirketlerinin bu bölgelerdeki aktivitelerine değinilmeye çalışılmıştır. Bu bölümde ele alınan ve bahsi geçen Orta Doğu ülkeleri başlıca şunlardır: Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Filistin, Irak, İran, İsrail, Katar, Lübnan, Mısır, Suriye, Suudi Arabistan, Umman, Ürdün ve Yemen.

a. Geçmişten Günümüze İnşaat Sektörü Yatırımı Olarak Orta Doğu

Sahip olduğu doğal kaynaklar sebebiyle genellikle güç mücadelelerinin merkezi haline gelen Orta Doğu, gelişimini ve ilerlemesini doğal yollardan tamamlayamamış, çoğunluklara dış yatırımlara muhtaç bir duruma gelmiştir. Nitekim bazı ülkelerde etnik ve dini sebeplerle çatışmalar, politik ve iktisadi istikrarsızlıklar, sosyal dengesizlikler devam ettiğinden hem ülkenin devlet eliyle geliştirilmesi hem de yabancı yatırımcının cezbedilerek ülkenin alt ve üstyapılarının geliştirilmesi engellenmektedir. 2000’li yıllarda nispeten elde edilen istikrarla bölge ekonomilerinin de yavaş yavaş harekete geçmesi, küresel ekonomilerin ve devletlerin dikkatini çekmiş, bölgeye potansiyel yatırım alanı olarak bakılmaya başlanmıştır. Türkiye’nin de dâhil olduğu bu bölgeyle gelişen ticari ilişkiler, büyük ekonomilerin kendi çıkar ve denge stratejilerine endeksli olsa da önemlidir. Türkiye’nin bölge ülkeleriyle batılı devletler arasında köprü görevini üstlenmesi ve geliştirdiği siyasi politikalarla komşularıyla iyi ilişkilere sahip olması, bölgeyi ve dolayısıyla Türkiye’yi de yatırım için cazip hale getirmiştir. Bunun sonucunda sınır illerinde ekonomik canlılık görülmüş, bölge ticaretinde büyüme ve yatırım faaliyetleri görülmüştür. Bu yatırım alanlarından en önemlilerinden bir tanesi de inşaat sektörüdür.

1972’li yıllardan 2011 yılına kadar Türk inşaat sektörünün yurtdışında belirli bölgelerde aktif bulunmasının sebepleri başlıca tarihsel bağlar, coğrafi konum ve ikili ülke ilişkileridir ve buna göre en çok iş yapılan alanlar konut, altyapı, ticaret merkezi olurken en çok iş yapılan ülkeler de Rusya Federasyonu, Libya, Türkmenistan, Cezayir, Kazakistan, Irak ve Suudi Arabistan olmuştur. (Özorhon, 2012)

Ancak, 2012’de Orta Doğu’da ortaya çıkan iç savaş ve siyasi gerilimlerin sonucuna Türk firmalarının bu bölgedeki faaliyetlerinde azalma görülmüştür. Özellikle Libya pazarında büyük bir paya sahip olan Türk inşaat şirketleri burada meydana gelen iç savaş sebebiyle Pazar payını kaybetmiş, bunun sonucunda olumsuz anamda etkilenen Türk inşaat sektörü farklı Pazar arayışlarına girerek iş hacmini yükseltme çabasında bulunmuştur. (Özorhon, 2012)

Orta Doğu inşaat sektörü faaliyetlerini ülke bazında inceleyecek olursak:

Bahreyn: Bahreyn’deki Türk yatırımları bankacılık-finans ve müteahhitlik sektörlerinde yoğunlaşmıştır ve ülkede 11 Türk bankası bulunmaktadır. Bahreyn’e ihracatımızda 2008 yılında kaydedilen artışın inşaat demirleri ürünlerinde olduğu ve sebebinin de Bahreyn’de altyapı ve gayrimenkul alanlarında başlatılan çok sayıda inşaat projesinin olduğu söylenebilir. (İKA, 2011)

Birleşik Arap Emirlikleri: İnşaat sektörü GSYH’sinin %10’undan fazlasını oluşturan BAE’de, 2008 krizine kadar oldukça hızlı büyüyen ve konut fiyatlarını spekülasyonla yükselten inşaat sektörü, ekonomik krizden etkilenerek 2008’den sonra yavaşlamış, aşırı değerlenen emlak piyasası normal fiyatlara inmiş ve Dubai’de planlanan bazı inşaat projeleri durdurulmuştur. (İKA, 2011) Krizin etkilerinin azalmasıyla tekrar ayağa kalkan inşaat sektöründe Dubai metrosu, ülkeyi dolaşan demiryolu ve Abu Dhabi havaalanının genişletilmesi gibi yeni ve büyük projeler planlanmıştır. Yatırımlar açısından Türkiye için önemli bir pazardır ve serbest ticaret bölgeleri de yatırımcılara geniş imkân ve avantajlar sunmaktadır. BAE pazarına yönelik yatırımlar başta Hindistan olmak üzere Güney Asya ülkelerine ve bölge ülkelere ihracat açısından yararlı olmaktadır. Birçok Türk firması ise Dubai’de hala faaliyet göstermektedir.

Filistin: İnşaat sektörü Filistin GSYİH’si içinde oldukça düşük bir paya sahiptir. Türkiye ile ticari ilişkileri bulunsa da bu ilişkiler inşaat sektöründen çok, yiyecek ürünleri gibi sektörlerde yoğunlaşmaktadır.

Irak: 1990 ve 2001 yıllarındaki Körfez Savaşları ülkeyi harabeye getirdiğinden ve kamu harcamaları sınırlı olduğundan yeniden inşa için büyük yatırımlara ihtiyaç duyulmuştur. Örneğin devlete bağlı çimento fabrikaları ihtiyacın sadece 1/5’ini karşılayabildiğinden mevcut fabrikaların yenilenmesi ve yeni fabrikaların inşa edilmesi gereksinimi bulunmaktadır. (İKA, 2011) 2003 yılında BM ambargosunun kaldırılmasıyla ikili ticari ilişkiler ilerlemiştir. Irak coğrafi ve lojistik avantajların yanı sıra yeniden yapılanma süreci dolayısıyla Türk müteahhitlik firmaları için büyük potansiyele sahiptir. Petrol gelirlerini yeniden yapılandırma ve altyapı yatırımlarına yönlendiren Irak siyasi istikrarsızlıktan kurtulabildiği takdirde Türk inşaat yatırımları için önemli bir pazar haline gelecektir. (İKA, 2011)

İran: 2000’li yıllarda büyümeye giden inşaat sektörüne yatırımlar her yıl artarken, özel sektör tarafından yapılan projelerin de sayısında %80 oranında yükseliş görülmüştür. Türkiye ile inşaat sektörü ilişkileri yoktur. (İKA, 2011)

İsrail: Son yıllarda göçmen sayısı azalsa ve yatırım arzı düşmüş olsa da, sektörde konut inşaatından ticari bina ve altyapı inşaatlarına doğru bir kayma görülmektedir. Türkiye ve İsrail arasında ekonomik anlamda önemli ilişkiler ve büyük dış ticaret potansiyeli görülmekteydi. İsrail pazarında sanayi ürünleri, inşaat malzemeleri, demir-çelik gibi birçok alanda Türkiye için büyük potansiyel olsa da, bunların arasındaki en büyük engellerden biri olan İsrail-Filistin sorunu ve bölgedeki savaş ile bunun getirdiği istikrarsızlık, uzun vadede planlanan yatırımları olumsuz olarak etkilemektedir. (İKA, 2011) Bunun yanı sıra Türkiye ila İsrail arasında son yıllarda yaşanan gerginlikler de iki ülke arasındaki ilişkileri zedelese de, ABD ve İngiliz iş adamlarından sonra Türkiye’ye en çok yatırım yapanlar İsrailli iş adamlarıdır.

Katar: 2002 yılından itibaren büyük oranlarda büyüme gösteren inşaat sektöründe altyapı projelerine hız verilirken ülkeye gelen yabancı işgücünün konut talebinin karşılanması için büyük miktarlarda yatırım alınmıştır. Türkiye’yle iyi ekonomik ilişkileri bulunan Katar, hızlı bir kalkınma trendiyle güçlü bir özel sektör kurmak ve enerji dışı alanlarda faaliyet gösterecek yabancı yatırımcıları Katar’a çekmeye çalışmakta ve son dönemde kaydettiği güçlü ekonomik performansıyla Türk müteahhitlik firmalarına önemli fırsatlar sunmaktadır. (İKA, 2011) Firmalar hem özel sektör bazlı hem de kamudan ihale yoluyla alınan birçok inşaat projesi elde etme şansı bulmuşlardır. 2008 kriziyle Katar’da faaliyet gösteren tüm müteahhitlik firmalarının ortak sorunu olan maliyet artışı ve dünya finans piyasalarındaki kriz, bölgedeki kapsamlı üstyapı projelerini olumsuz etkileyerek inşaat alanındaki talep fazlalığını azaltmıştır. (İKA, 2011) İnşaat sektörü açısından Katar, Türkiye için önemli bir pazar potansiyeli taşısa da Türkiye’yle henüz bir Serbest Ticaret Anlaşması imzalamamış olması Türk ihracatçıları olumsuz etkilemektedir.

Suriye: 2000’li yıllarda körfez ülkelerinden gelen yatırımcıların ve Iraklı göçmenlerin yarattığı taleplerle önemli projeler yürütülmüş olsa da, son yıllarda devam eden sıcak savaş ve çatışmalar nedeniyle şu noktada ülkeye yatırım yapılması mümkün değildir. Ne zaman savaş biter, normalleşme ve savaş yaralarını sarma süreçlerine girilerek ülkenin siyasi bütünlüğü ve istikrarı sağlanır, o zaman ülkede hem devlet hem de özel sektör eliyle inşaat sektörü tekrar canlandırılabilir. Zaten Türkiye ile Suriye arasındaki Serbest Ticaret Antlaşması da 2011’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla askıya alınmıştır.

Suudi Arabistan: İnşaat sektörü Suudi Arabistan’da görülen ekonomik büyümenin katalizörüdür ve ülkenin modern altyapıya kavuşmasını sağlamıştır; ayrıca sektörün finansmanı petrol gelirleri ve devlet harcamalarıyla yapılmaktadır. (İKA, 2011) 2003 yılından itibaren büyümekte olan inşaat sektöründeki firmaların büyük çoğunluğu özel sermayeli olsa da müşteriler devlet olduğundan sektöre devlet müdahalesi olasılık dâhilindedir. Kamu kesimi talebi ise %30 civarıdır.

Ürdün: Yabancı şirketler sektördeki önemli projelerde büyük paya sahipken, yerel şirketler daha çok konut, okul, kanal ve küçük yol inşaatlarıyla ilgilenmektedir veya büyük inşaatlarda taşeron olarak yer almaktadır. (İKA, 2011) 1.000’den fazla müteahhitlik şirketi bulunur, bunların büyük kısmı aile şirketleridir.

Diğer Devletler: Bunların dışında direkt olarak ya da büyük anlamda ilişkilerimizin bulunmadığı, ama inşaat sektörünün büyümekte ve pazar payını arttırdığı bazı Orta Doğu ülkeleri bulunmaktadır. Bunlar içinde Lübnan’da 2010 yılından itibaren inşaat faaliyetlerinde artış görülmüştür, Umman’da inşaat sektörünün GSYİH’ye katkısı her yıl artmaktadır ve tek taraflı ticari ilişkilerin yürütüldüğü Yemen’de Türk müteahhit firmaları önemli projelerle ilgilenmektedir. (İKA, 2011)

b. Öngörüler

2014 yılının ikinci yarısında artan jeopolitik riskler ile küresel büyüme üzerinde tehlike unsuru oluşturan Rusya ile Ukrayna arasındaki gerginlikler veya Orta Doğu’daki karışıklıklar, küresel ekonomi üzerine baskı uygulamaktadır. 25 Mart 2015 tarihinde Suudi Arabistan’ın Yemen’e müttefik Arap ülkeleriyle birlikte başlattığı askeri operasyonun ise gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahı üzerinde henüz belirgin bir etkide bulunmadığı gözlenmiştir. (TMB, 2015) 2014 yılında ise ekonomik performans açısından ülkeler arasında ayrışma gözlenmiştir. ABD ekonomisinde diğer gelişmiş ekonomilere kıyasla daha güçlü bir toparlanma yaşanırken, Euro bölgesi genelinde yavaş büyüme ve düşük enflasyon süreci devam etmiştir. Bu durum Euro/dolar kurlarına da yansımış, 2014 Mart ayında 1.37 seviyelerinde olan Euro/dolar paritesi, 2015 Nisan ayı itibariyle 1.05’e gerilemiştir. (TMB, 2015) Çok gelişmiş bankacılık sistemine sahip olmayan Orta Doğu ülkeleri tüm dünyayı etkileyen ekonomik krizlerden çok fazla etkilenmese de, yabancı yatırımcı ülkeye çekilmek isteniyorsa faiz oranları yatırımlar vasıtasıyla reel sektörü etkilediğinden gelişmiş bir bankacılık sistemine doğru ilerlemektedir.

Irak ve Libya pazarlarında 2014’teki daralma sektördeki faaliyeti olumsuz yönde etkilemiş, yılın son çeyreğinde Rusya ekonomisi kaynaklı risklerin etkileri görülmeye başlanmış olsa da; 2015 yılının ilk verilerine göre, 2015 Ocak-Mart döneminde Türk müteahhitler Orta Doğu dâhil olmak üzere 11 ülkede, toplam tutarı yaklaşık 2.8 milyar ABD doları olan 23 yeni proje üstlenmişlerdir. (TMB, 2015) Bu dönemde en çok iş üstlenilen ilk 5 ülke ise Cezayir, Rusya, Türkmenistan, Suudi Arabistan ve Azerbaycan olmuştur.

2020 yılında bölgedeki inşaat sektöründeki büyümenin %80 oranında olması beklenirken, genç nüfus oranı yüksek olan Suudi Arabistan’da mortgage yasasında beklenen değişikliklerle konut inşaatı sektöründe büyüme beklenmektedir. Katar, Libya ve Cezayir’in ise petrol ve doğalgaz ihracatından elde edecekleri gelirlerle inşaat sektörünü finanse edeceği tahmin edilmektedir. Global Construction 2020 raporuna göre dünyada en hızlı büyüyen inşaat pazarı Katar olacaktır. (Özorhon, 2012)

2000’li yılların başında yaklaşık 20 milyon ABD doları olarak gerçekleşen ortalama proje bedeli 2013 yılında 81.4 milyon ABD dolarına, 2014 yılında ise 83.4 milyon ABD dolarına yükselmiştir; 2015 ilk çeyrek itibariyle ortalama proje bedeli ise 120 milyon ABD dolarını aşmıştır. (TMB, 2015) Ortalama proje bedelindeki söz konusu artış, Türk müteahhitlerin havalimanı, metro, endüstriyel tesisler, doğalgaz-petrol rafinerileri, otoyol ve enerji santralleri gibi büyük ölçekli projeleri üstlenmelerinden kaynaklanmaktadır. (TMB, 2015) Bunun yanı sıra, konvansiyonel pazarlarda nispeten küçük ölçekli projeler üstlenen firmaların yanı sıra yeni pazarlarda, gelişmiş teknik ve finansal kapasiteye sahip firmalar büyük ölçekli projeler üstlenmektedir. 2015’te ise sektörün iş hacminin, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki sorunlarla Rusya ekonomisinden kaynaklı risklerin etkisi altında kalmayı sürdüreceği değerlendirilmekte; toplam iş hacminin yaklaşık %35’ini oluşturan Libya-Irak-Rusya pazarlarından doğacak kaybı dengeleyebilecek yeni fırsatlar için ise, Sahra-altı Afrika ve Güney Amerika ülkelerindeki potansiyel yatırımlar takip edilmektedir. (TMB, 2015)

Orta Doğu’da teknolojik gelişmelerle desteklenen mega ve sürdürülebilir şehirlerin inşasının ileriki yıllarda büyük hız kazanması beklenirken, Expo 2020’ye göre en büyük gelişimin Orta Doğu inşaat sektörünün ‘lokomotifi’ olarak adlandırılan Birleşik Arap Emirlikleri’nde finansal kısıtlamaların rahatlatılması, kamu projelerinin daha kolaylaştırılması ve projeler için finansal kredilerin alımının kolaylaştırılması yoluyla olması beklenmektedir. (AECOM, 2014) Şöyle ki, ileride büyük harcama kararları alan Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt gibi ülkelerde projelerin ilerlemesi yavaş karar alma mekanizmalarına ve projelerinin kapsamlarının tekrar tekrar değerlendirilmesine gidilmesine bağlıdır. Sektördeki ilerlemenin en yavaş olacağı ülkelerin ise ithalat-ihracat koşullarından dolayı Mısır ve Kuveyt olması beklenmektedir. (AECOM, 2014)

Raporun yazımında yaptığımız araştırmalara ve sektörde faaliyet gösteren firma sahiplerinde sorduğumuz sorulara göre; genellikle Türkiye’de faaliyet gösteren inşaat firmaları, Orta Doğu’daki sektör hakkındaki bilinmeyenler dolayısıyla bu bölgede çalışmayı düşünmezken, bölgede daha önce proje gerçekleştirmiş olan firma sahipleri, bölgede siyasi ve mevzuat alanlarında fizibilite çalışmaları yaparak fırsatları değerlendirmeyi düşünüyor. Bir firma sahibi İran’da geçerli mevzuatın avantajlarını değerlendirirken, ilgi alanı altyapısı geri kalmış ama kaynakları olan ülkeler olan firma sahibi sektörün kazancını yüksek görse de güvenlik problemleri sebebiyle bu bölgelerde düzelmeler yaşanmadığı sürece riskli bölgelerde iş yapmak istemiyor. Bu firma sahibinin avantajlı olarak gördüğü ülkeler ise İran, Irak’ın güvenli bölgeleri ve Lübnan’dır.

Tüm bu olumlu değerlendirmelere rağmen, devlet finansman ve yatırımına çok fazla güvenilmesi, finansman çeşitlendirilmesine gidilmemesi, büyüme için gereken kaynak yatırımına ve yatırımcısına güven verilmemesi ve kapasitenin azaltılarak fiyat artışına sebebiyet verilmesi gibi durumlar; başta Dubai gibi Emirliklerde ve diğer ülkelerde de olmak üzere sektörün geleceğini kısıtlayacak ve büyümesini engelleyecektir. (AECOM, 2014)

3. SONUÇ

Çin, Endonezya ve Hindistan gibi Asya ülkelerindeki inşaat sektörlerinde oldukça büyük ilerlemelere rastlanırken, 2015 ve sonraki yıllarda inşaat sektörü büyümelerinin hâlihazırda var olan gelişmiş pazarlardan çok gelişmekte olan pazarlara yönelik olacağı tahmin ediliyor; hatta gelişen pazarlarda 2005’te %35 olan bu büyümeler 2012’de %52’ye yükselirken, toplam üretim verimliliğinin 10 yıl sonrasında %70’lerin üstüne çıkması bekleniyor. (PwC, 2013)

İnşaat sektöründe genişleme ve gelişmelere tanık olan Türkiye ve Orta Doğu bölgesi de, ekonomik ve politik istikrarı sağladığı sürece bu büyümeden payını alacaktır. Bölgelerin sahip olduğu turizm potansiyelleri büyük yatırımlara da ev sahipliği yaparken veya yapabilecekken, bir yandan da sürdürülebilir ve teknolojik açıdan gelişmiş inşaat projelerine önem verilerek yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

İç ve dış inşaat sektörleri her zaman yan yana ilerlemese de, dışarıda meydana gelen ekonomik gelişmeler iç piyasaları da etkilemekte ve kamunun inşaat sektörüne katkısını azaltabilmektedir. Artan ve büyüyen özel sektör etkisi, kamu yatırımlarıyla büyük ölçekli altyapı projelerinde birleştiğinde maksimum fayda elde edilmektedir.

Türkiye ekonomisinin lokomotifi olarak adlandırılan inşaat sektörünün ivmesi yavaşlamış olsa da, gelişen ekonomik koşullarla sektörün tekrar hız kazanması ve hem içeride hem dışarıda Türk müteahhitlerinin küçük ve büyük birçok projeye imza atması beklenmektedir.

KAYNAKÇA

AECOM. (2014). Middle East Handbook. Property and Construction Handbook 2014 Edition. Erişim Tarihi: 23 Temmuz 2015.

İpekyolu Kalkınma Ajansı. (2011, Mart). Orta Doğu Durum Raporu. Erişim Tarihi: 21 Temmuz 2015. http://www.ika.org.tr/upload/yayinlar/TC-Ipekyolu-Kalkinma-Ajansi-Orta-Dogu-Durum-Raporu-587244.pdf
Milliyet. (2014, 18 Temmuz). İnşaat Sektörünün Önü Açık. Erişim Tarihi: 20 Temmuz 2015. http://www.milliyet.com.tr/insaat-sektorunun-onu-acik-konut-1913726/

Özorhon, Beliz. (2012). Türkiye’de İnşaat Sektörü ve Dünyadaki Yeri. İstanbul: İstanbul Ticaret Odası.
PwC. (2013). Global Construction Report. Erişim Tarihi: 21 Temmuz 2015. http://www.pwc.com/gx/en/engineering-construction/publications/global-construction-2025.jhtml

Talu, Erhan. (2013). Sürdürülebilir İnşaat Sektörü ve Geleceği. Erişim Tarihi: 20 Temmuz 2015. http://www.cementurk.com.tr/surdurulebilir-insaat-sektoru-ve-gelecegi

Türkiye Müteahhitler Birliği. (2011, Mart). İnşaat Sektörü 2023 Vizyonu. Ankara: Türkiye Müteahhitler Birliği. Erişim Tarihi: 20 Temmuz 2015. http://www.tmb.org.tr/arastirma_yayinlar/TMB_insaat_sektoru_2023_vizyonu.pdf

Türkiye Müteahhitler Birliği. (2015, Nisan). İnşaat Sektörü Analizi. Ankara: Türkiye Müteahhitler Birliği. Erişim Tarihi: 21 Temmuz 2015. http://www.tmb.org.tr/arastirma_yayinlar/tmb_bulten_nisan2015.pdf

Yapı Endüstri Merkezi. (2015, 25 Şubat). 2015’te İnşaat Sektörünün İtici Gücü Yine Özel Sektör Olacak!. Erişim Tarihi: 21 Temmuz 2015. http://www.yapi.com.tr/haberler/2015te-insaat-sektorunun-itici-gucu-yine-ozel-sektor-olacak_128879.html

Yülek, Murat. (2010). Gelecek on yılda dünya inşaat sektörü büyük fırsatlar sunuyor. Erişim Tarihi: 20 Temmuz 2015. http://www.zaman.com.tr/yazarlar/murat-yulek/gelecek-on-yilda-dunya-insaat-sektoru-buyuk-firsatlar-sunuyor_1052724.html

[yukarı]

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir