18 Ağu 2016

İŞ KAZALARINDA İŞVEREN VE İŞVEREN VEKİLİNİN KUSURSUZ SORUMLU OLMASI

0 Yorum

Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği 6331 sayılı kanunda yerini almıştır. Bu yasa kapsamında İşçi çalıştıran işyerleri belirli tarih aralıkları ile uygulamaya tabi tutulduğunu görmekteyiz. İşverenler iş güvenliği ve sağlığı önlemlerini almak için birim kurmuş veya dışarıdan bu tür hizmetleri veren özel sektör girişimcilerine bu görevleri ortak yapmak için sözleşmeler imzalamıştır.  Bu makalemizde iş kazaları sonrası işveren ve işveren vekilinin iş kazası sonrası sorumlulukları irdelenecektir.

Öncelikle 6331 sayılı yasada işveren, işveren vekili ve işverenin genel yükümlülüğü nasıl tanımlanmıştır bir göz atalım.

MADDE 3  (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

ğİşveren: Çalışan istihdam eden gerçek veya tüzel kişi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşları,

(2) İşveren adına hareket eden, işin ve işyerinin yönetiminde görev alan işveren vekilleri, bu Kanunun uygulanması bakımından işveren sayılır.

MADDE 4

İşverenin genel yükümlülüğü

(1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;

  1. a) Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
  2. b) İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
  3. c) Risk değerlendirmesi yapar veya yaptırır.

ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu göz önüne alır.

  1. d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.

(2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

(3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.

(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz. Denilmektedir.

Yukarıdaki tanımlardan sonra şirketlerin genel olarak son dönemlerde daha profesyonel yönetim yapılarına sahip olmak amacıyla her birim için ayrı uzman çalıştırma isteği önem kazanmıştır. Geleneksel aile şirketlerinin de bu değişimden etkilenerek daha verimli yapılar oluşturmayı hedefledikleri gözlenmektedir.  6331 sayılı yasa ilk uygulanmaya başlandığında kısa da olsa bir belirsizlik ortaya çıkmış, zamanla şirketler ve yöneticiler yargı kararları ışığında profesyonel birimler oluşturarak yasada öngörülen şartların uygulanması için emek ve sermaye harcamaya ve gerekli yapıları oluşturmaya başlamışlardır.  Bu anlamda şirketlerin iş kazalarını önleme iştahları daha da artmış, çalışan ve işveren için de iş gücüne bu anlamda değer verilmeye başlanmıştır.  Şirket yöneticileri ve yönetim kurulu üyeleri yasa değişikliği ile oluşan yargı uygulamaları ışığında, işveren vekili atamaya başlamışlar; böylelikle işyerinde meydana gelen iş kazaları sonrasında kasıt, taksir ve kusur oranları bakımından işveren ve işveren vekilleri arasında kusursuz sorumluluk çerçevesinde hukuki bağlılıklar ortaya çıkmıştır. Şirketlerin bu konuda izlemeleri gereken yola bakacak olursak.

a: İşveren iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili, şirket içerisinden uzman bir iş sağlığı ve güvenlik uzmanı atamak veya gerçek veya tüzel kişilere dışarıdan iş veren vekili olarak atamaları görebiliriz. Öncelikle şirketlerin karar defterine karar alarak işveren vekili adı altında yetkilendirme yapması gerekmektedir.

b: Ardından iş sağlığı ve güvenliği için atamış olduğu birim veya kuruluşları aylık belirli periyotlarla denetlemek zorundadır. Bu denetimler sonrası yapılan bütün çalışmaları bir rapor haline getirmek veya karar defterine işlemesi gerekmektedir.

c: Bununla birlikte denetimler sonrası gereken araç, gereç, donanım eğitim vs bütün gereken tedbirleri aldığı, basiret bir iş adamı gibi 6331 sayılı yasanın getirdiklerini yerine getirdiğini kayıt, karar veya raporları ile belgelemelidir. Bu da işverenin 6331 sayılı yasanın 4 maddesinde belirtilen sorumlulukları taşıdığının göstergesi olacaktır.

Bu yapılan çalışmalar, iş yerinde meydana gelen iş kazası nedeniyle yargı mercilerinde verilen kararlarda daha adaletli bir şekilde sorumluluğun paylaştırılacağını, işveren ve işveren vekilleri için yerinde kararlar verilmesini sağlayacaktır. Ülkemizde sık yaşanan iş kazaları neticesinde sorumluluğun nasıl paylaştırılacağı hususu özellikle işverenlerce büyük önem taşımaktadır. Zira söz konusu kazalar, bu kazaya sebep olan işveren ve işveren vekilleri üzerinde cezai, hukuki ve idari sorumluluğa yol açmaktadır. Nitekim işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gereken önlemleri almayarak ölüm ya da yaralamaya sebep olan işveren ve işveren vekili bu davranışları sebebiyle cezai sorumlukla karşılaşabilmektedir.  Burada üzerinde durmak istediğim husus, işveren ya da işveren vekilinin iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli tüm tedbirleri almaları halinde cezai sorumluluktan kurtulmalarının mümkün olup olmadığı hususudur.

Türk Ceza kanunumuza göre taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın sonucu öngörülemeyerek gerçekleştirilmesidir. Buradaki öngörüsüzlük kusur olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla işveren, uyulması zorunlu iş güvenliği kurallarına uyarak önleyebileceği iş kazasını bu kurallara uymayarak gerçekleştirdiği için sorumlu tutulacaktır. Kanunumuza göre taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli olduğunda dahi para cezasına çevrilebilir. Bu hüküm, iş kazaları için uygulanabilen olumlu bir hükümdür. Ancak bu imkân bilinçli taksir halinde sağlanmaz. Bilinçli taksir TCK. madde 22’de ifade edilmiş olup buna göre, bilinçli taksir sonucun fail tarafından öngörülmüş ancak istenmemiş, fakat gereğinin de yapılmamış olması halidir. Bilinçli taksir halinde bulunan işveren normal taksirden farklı olarak sonucu öngördüğünden daha fazla sorumlulukla karşı karşıya kalacak, hakkında uygulanacak ceza normal taksir hallerine göre üçte birden yarıya kadar arttırılacaktır. (TCK22/3)

Dolayısıyla bu aşamada işverene düşen, gerekli tüm tedbir ve önlemleri aldığını ispat etmek olacaktır.  Bunu sağlayan işveren ya da işveren vekili suçun cezai sorumluluğunu taşımaktan kurtulmuş olacaktır. Suçlar için öngörülen cezaların alt ve üst sınırları dahilin de olaya uyan en uygun cezanın hangisi olacağını takdir etme hakkının hakimde olduğu düşünüldüğünde, somut durumda işveren ve işveren vekili tarafından kusursuzluğun ispatını hakim nazarında sağlamanın da önemli olacağı açıktır.

18.08.2016

Özkan Uzel

Sorumlu Bağımsız Denetçi

Mali Müşavir

[yukarı]

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir